İlk Ameliyat!

20 01 2009

16 Ocak 2009!

Uzun zamandır yaşamadığım bir ilki yaşadım o gün. İlk defa bıçak altına yattım. Geceleri keyifli uyuyamanın sabahları kaç saat uyursam uyuyayım dinç kalkamadığım ve doktorumun tabiriyle kaliteli uyku ve güzel nefes almak için burnumdan ameliyat oldum. Evet belkide keyfi bir ameliyattı ama diş yapımdan gün içerisinde yaşayacağım konstransyon eksiklikleri yada yorgunluk hislerinin bir nebze de olsa azaltacak. Hayata daha iyi bakmamı sağlayacak. Bunlardı bu ameliyatı neden yaptırmak istediğimde ki. Burnumdaki silikonlar çıkmadığı için eskisinden daha kötü nefes alıyorum şu anda, dudaklarım kuruyor. Ve insanoğlu nefes alıp verirken ne kadar zorlandığını anlıyorum. Meğer ne kadar önemliymiş nefes alıp vermek!  Aylar öncesinden aldığım bu adresi o zamanlar hiç haberim yok iken böyle bir ameliyattan nefesle ilgili ilk blogumu yazmak da ilginç durum oldu. Yılların verdiği paslanmışlık söylemek istediğini düzgün bir şekilde yazamanın sancısı ve koyduğun başlıktan sapman. İnşallah bunlar beni yıldırmaz, ve yazmaya devam ederim.

Neyse, konuma geri döneyim ameliyata girmeden önce hastaye varıp kan alma koltuğuna oturuncaya kadar hiç bir şekilde benimle ilgili hastanede değilmiş havasındaydım. Tabi ki içimde bir merak vardı, nasıl olacağı bir heyecan sonuçta bu da bir ilkti. Kan almak için koltuğuma oturduğumda biraz iğneden korkmamdan dolayı  çekinsemde hemşire hanımdan kaçış yoktu! Kanımı aldı ve hemen başımda bekleyen anneme dönüp “kendimi iyi hissetmiyorum” dememle beraber orada bayılmam 10 saniye sürmedi. Anlatılanlara göre  alkol koklatılarak uyandırılmaya çalışılmış ve sanırım etkisi göstermiş ki birden kendi içimde gözlerim kapalı uyandım ve boş boş düşündüm, daha sonra hastanede olduğum ve gözlerimi açmam gerektiğinin farkına vararak. Panikle gözlerimi açtım. Daha sonra o tekerlik sandelyeye oturduğumda yürümenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu ve geçtiğimiz aylarda Dünya Kıtalararası Şampiyonu olan Galatasaray tekerlekli basketbol takımının(biz onlara “Engelsiz Aslanlar” diyoruz) yaptıklarının aslında hepimiz bir kez daha kendimizi sorgulamaya ittiğini hissettim.

Odama gelen anestezi uzmanına  sorduğu sorulara cevap beklerken kan alınırken yaşadığım olayı anlatınca ya heyecandan yada nefesimi tuttuğumu söylemesi sonrasında ben nefesimi tuttuğumu ama fazla bir heyecan yaşamadığımı söylememe rağmen bütün ailem ve doktorlar heyecandan olduğunu söylediler. Çok haksızda sayılmazlar hani. Hasta bakıcının odama gelip sünnet kıyafeti olan elbiseyi giydirmesiyle annemin bu küçük olmuş demesi ve babamın oğlanı bir daha mı sünnet ettirsek esprisi ile ortamdaki kasvetli hava bir anda neşeye dönüverdi.

Ameliyathanenin girişine geldiğimde  anneminde yukarı çıkması ve onu kapının orda görmemle beraber anestesi uzmanın benimle dalga geçerek emziğimin nerede olduğunu anneme sormasıyla benim içten içe bir gıcık olmama sağladı. Ameliyathaneye gelip ameliyat masasına yatınca o filmlerdeki gibi bir sürü lambaların olduğunu görünce bir merakım daha gitmiş oldu. Sol kolumda damarı açacak olan kişinin önce canımı çok acıtarak “damarı bulamadım desem” demesiyle irkilselsem de “hah tamam buldum” demesiyle rahatlarken bir yandan da kolumun acısını tıpkı ameliyathanenin soğuğu gibi içime işlemişti. Yine anestesi uzmanının sen hiç dayak yemedin mi? babanda mı dövmedi seni? diye sormasıyla artık orda dedim merak etme çok dayak yedim diyebildim. Daha sonra dosyama bakıp “Sedat, ismin Sedat mı? ” demesiyle ameliyathanede ki herkesten bir “böyle espri olmaz” bakışı gelince doktorum olaya el attı. Ki bu arada koluma bir şeyi takmışlardı, ve bana dönüp aynı espriyi bir daha yapınca herkes bir gülüşmeler aldı başını gitti. Son olarak başıma gelip bu hissettiğin son acı olacak demesinden 5 saniye sonra “Gidiyorum” dememle beraber kendimi asansöre binip aşağı odama inerken buldum. Aradaki zaman yaşadığım ama hiçbir zaman tanık olmayacağım bir zaman olarak kayıtlara geçmişti artık…








Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.