Soner Arıca-Kusursuz Aşk

28 01 2009

Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer.
Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi
de al belki lâzım olur.
Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin
bir şeyden
bahsetmeliyim; kendimden. Evet, onca zaman tanıdığını
sandığın benden.
Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir
çocukmuşum ki.
Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan?
Sanırım, düşünmedin.
Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri
de.
Aslında çok şey var sevdiğim,
kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun
vedalaşma anları,
İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep
vurgun
saatlerinde geldin, ya da sen vurdun.
Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin
boşluğumla,
denizden gelecek bir gemi bekledim durdum,
sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir
yıldıza.
Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da
sevdim.
Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en
çok seni sevdim.
Ve şimdi gidiyorsun, evet git içimdeki melek sana dua
edecek.
Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine – senin baban
öldü mü?
Bu gidiş ölümden beter olamaz.
Hangisi doğru bilmiyorum,
Seni uğurlayıp öylece kalmak mı?
Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz
sabaha uyanmam mı?
Bence şimdi git, hayır gitme! Yani git de önce üstümü ört,
ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git.
Hayır hayır gitme!
Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da!
Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla.
Üstümü de örtme bu şevkat de fazla, ışıkların hepsi açık
olsun.
İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git.
Dur, burayı iyi dinle; birkez daha söylüyorum ve son kez.
Seni seviyorum.
Sen giderken ben içimden haykıracağım ‘kusursuz bir aşktı
bu’ diye.
Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın
bilmiyorum…

Yine de tanıdı gönlüm yaşadı
Bir kusursuz aşk büyüttüm sana pişman değilim

Her akşam vaktinde bu gönül üzülür
Hüzünle dolar seni düşünür
Şimdi çok uzakta kimbilir neredesin
Geri dön ya da dönme ben sendeyim





Sezen Aksu – Yine mi Çiçek

27 01 2009

Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz, muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına.
Yanında bir ince Müzeyyen abla

Yine mi güzeliz, yine mi çiçek
Hamdolsun!
Taze mi bitti topik
Canın sağolsun
Amanın, yine mi güzeliz
Yine mi çiçek
Hamdolsun!
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun

Gece çok genç, arzular şerare
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti’den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare

Yine mi güzeliz yine mi çiçek
Hamdolsun!
Taze mi bitti topik
Canın sağolsun
Amanın, yine mi güzeliz
Yine mi çiçek
Hamdolsun!
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun





Mustafa Ceceli – Karanfil

27 01 2009

Mustafa Ceceli – Karanfil

Ah benim örselenmiş incinmiş karanfilim
Bir sessiz çığlık gibi kırmızı masum narin
Bu ürkek bu al duruş söyle neden bu vazgeçiş
Ne oldu ümitlerine bu ne keder bu ne iç çekiş

Sen ki özgürlük kadar güzelsin, sevgi kadar özgür
O güzel başını uzat göklere, gül güneşlere gül

Kırılma, küsme sen yine bir şiir yaz
Çok değil inan az kaldı az
Bu kadar erken susma biraz bekle
Ağlama, ağlama gül biraz

Ah benim örselenmiş incinmiş karanfilim
Bir sessiz çığlık gibi kırmızı masum narin
Sen ki özgürlük kadar güzelsin, sevgi kadar özgür
O güzel başını uzat göklere, gül güneşlere gül

Kırılma, küsme sen yine bir şiir yaz
Çok değil inan az kaldı az
Bu kadar erken susma biraz bekle
Ağlama, ağlama gül biraz





İlk Ameliyat!

20 01 2009

16 Ocak 2009!

Uzun zamandır yaşamadığım bir ilki yaşadım o gün. İlk defa bıçak altına yattım. Geceleri keyifli uyuyamanın sabahları kaç saat uyursam uyuyayım dinç kalkamadığım ve doktorumun tabiriyle kaliteli uyku ve güzel nefes almak için burnumdan ameliyat oldum. Evet belkide keyfi bir ameliyattı ama diş yapımdan gün içerisinde yaşayacağım konstransyon eksiklikleri yada yorgunluk hislerinin bir nebze de olsa azaltacak. Hayata daha iyi bakmamı sağlayacak. Bunlardı bu ameliyatı neden yaptırmak istediğimde ki. Burnumdaki silikonlar çıkmadığı için eskisinden daha kötü nefes alıyorum şu anda, dudaklarım kuruyor. Ve insanoğlu nefes alıp verirken ne kadar zorlandığını anlıyorum. Meğer ne kadar önemliymiş nefes alıp vermek!  Aylar öncesinden aldığım bu adresi o zamanlar hiç haberim yok iken böyle bir ameliyattan nefesle ilgili ilk blogumu yazmak da ilginç durum oldu. Yılların verdiği paslanmışlık söylemek istediğini düzgün bir şekilde yazamanın sancısı ve koyduğun başlıktan sapman. İnşallah bunlar beni yıldırmaz, ve yazmaya devam ederim.

Neyse, konuma geri döneyim ameliyata girmeden önce hastaye varıp kan alma koltuğuna oturuncaya kadar hiç bir şekilde benimle ilgili hastanede değilmiş havasındaydım. Tabi ki içimde bir merak vardı, nasıl olacağı bir heyecan sonuçta bu da bir ilkti. Kan almak için koltuğuma oturduğumda biraz iğneden korkmamdan dolayı  çekinsemde hemşire hanımdan kaçış yoktu! Kanımı aldı ve hemen başımda bekleyen anneme dönüp “kendimi iyi hissetmiyorum” dememle beraber orada bayılmam 10 saniye sürmedi. Anlatılanlara göre  alkol koklatılarak uyandırılmaya çalışılmış ve sanırım etkisi göstermiş ki birden kendi içimde gözlerim kapalı uyandım ve boş boş düşündüm, daha sonra hastanede olduğum ve gözlerimi açmam gerektiğinin farkına vararak. Panikle gözlerimi açtım. Daha sonra o tekerlik sandelyeye oturduğumda yürümenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu ve geçtiğimiz aylarda Dünya Kıtalararası Şampiyonu olan Galatasaray tekerlekli basketbol takımının(biz onlara “Engelsiz Aslanlar” diyoruz) yaptıklarının aslında hepimiz bir kez daha kendimizi sorgulamaya ittiğini hissettim.

Odama gelen anestezi uzmanına  sorduğu sorulara cevap beklerken kan alınırken yaşadığım olayı anlatınca ya heyecandan yada nefesimi tuttuğumu söylemesi sonrasında ben nefesimi tuttuğumu ama fazla bir heyecan yaşamadığımı söylememe rağmen bütün ailem ve doktorlar heyecandan olduğunu söylediler. Çok haksızda sayılmazlar hani. Hasta bakıcının odama gelip sünnet kıyafeti olan elbiseyi giydirmesiyle annemin bu küçük olmuş demesi ve babamın oğlanı bir daha mı sünnet ettirsek esprisi ile ortamdaki kasvetli hava bir anda neşeye dönüverdi.

Ameliyathanenin girişine geldiğimde  anneminde yukarı çıkması ve onu kapının orda görmemle beraber anestesi uzmanın benimle dalga geçerek emziğimin nerede olduğunu anneme sormasıyla benim içten içe bir gıcık olmama sağladı. Ameliyathaneye gelip ameliyat masasına yatınca o filmlerdeki gibi bir sürü lambaların olduğunu görünce bir merakım daha gitmiş oldu. Sol kolumda damarı açacak olan kişinin önce canımı çok acıtarak “damarı bulamadım desem” demesiyle irkilselsem de “hah tamam buldum” demesiyle rahatlarken bir yandan da kolumun acısını tıpkı ameliyathanenin soğuğu gibi içime işlemişti. Yine anestesi uzmanının sen hiç dayak yemedin mi? babanda mı dövmedi seni? diye sormasıyla artık orda dedim merak etme çok dayak yedim diyebildim. Daha sonra dosyama bakıp “Sedat, ismin Sedat mı? ” demesiyle ameliyathanede ki herkesten bir “böyle espri olmaz” bakışı gelince doktorum olaya el attı. Ki bu arada koluma bir şeyi takmışlardı, ve bana dönüp aynı espriyi bir daha yapınca herkes bir gülüşmeler aldı başını gitti. Son olarak başıma gelip bu hissettiğin son acı olacak demesinden 5 saniye sonra “Gidiyorum” dememle beraber kendimi asansöre binip aşağı odama inerken buldum. Aradaki zaman yaşadığım ama hiçbir zaman tanık olmayacağım bir zaman olarak kayıtlara geçmişti artık…








Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.